Blogcu Birlik
2/9/2008 · Kategori: Egitim
Arkadaşlar Blogcu Birliğin Amacı Blogcular arasında dayanışmayı, arama motorlarındaki görünürlüğü, Site Trafiğini ve Mümkün Olduğu kadar backlinkleri arttırmaktır.
Bu yüzden Blogcu Birlik üyeleri öncelikle sitelerine diğer üye sitelerin linklerini alacaktır.
Böylece bütün üye bloglar hepimizin sayfasında çıkacaktır.
Sayı arttıkça sitede uzun ve hoş olmayan görüntü oluşmasını engellemek için kayan yazı şeklinde eklenebilir.
Ayrıca belli bir sayıya ulaştıktan sonra linkler çapraz dağıtılmaya çalışılacaktır. Böylece daha etkili backlink alımı sağlanacaktır.
Son olarak genelde hepimizin diğer bloglara yaptığı ziyareti sadece Blogcu Birlik üyeleri olarak kendi aramızda yapacağız. Bu hem aramızdaki arkadaşlık ortamını geliştirecek; hem de ziyaretler birlik içinde olduğundan Site Trafiğimiz çok daha fazla artacaktır.
Ayrıca her bir birlik üyesi diğerlerinin sorunlarına elinden geldiği kadar yardımcı olmaya çalışacaktır.
Örn:Şablon, html, seo, vs...
ve daha fazlası...
Aramızdaki Sevgi, Saygı ve Dayanışma Herkese örnek olmalıdır.
Blogcu Birlik Ailesi Olmalıyız.
Ne Dersiniz?
Sizce de Birlikten Kuvvet Doğmaz mı? ;)
Bende Blogcu Birliğe Katılayım Dersen
www.hanek.blogcu.com a katılmak istediğini belirten bir yorum bırak
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
On Yıl...
19/7/2008 ·
Ağzında iğrenç,ekşimsi bir tatla uyandım.Dudaklarım büsbütün kurumuş; dilim ve damağın arasındaki tükrüklerim artık balgam haline gelmişti…
Sığındığım kahverengi koca kayanın gölgesi bile beni koruyamamıştı anlaşılan.
Yanımdaki son şişe sudan bir yudum aldım ağzımı çalkalayarak boğazımdan mideme gidişini hissederek,derin bir istekle içtim.Sadece bir yudum…
Güneşin yakan ışınları beynimi kemiriyor; adeta eritiyordu. Nefesim pis bir duman gibi sıcak ve yakıcı. Ciğerlerim her nefeste kaburgalarımı zorluyor ama oksijen sanki bir türlü gelmiyordu.
Gözlerimi neredeyse sonuna kadar kısmak zorundaydım. Sağ yanımdan, bana yol boyu tek arkadaşlık eden; kuru bir daldan kırma, bastonumu aldım. Üstüne basa basa, bir kötürüm edasıyla ayağa kalktım. Yeni doğmuş tay gibi ayaklarım, yer çekimine direnmekte zorlanıyordu. Ama direnmek zorundalar! Yarı yolda bırakamazlar beni…
Yürümeye başladım, Sapsarı bozkırda ayaklarıma batan dikenler artık etkilemiyordu beni.
Sağ tarafımda kocaman arkası gözükmeyen, bozkırın tenine yakışır kahvelikte bir dağ uzanıyordu.
Ayaklarım muhalefet etmezse; akşam olmadan varırım eve sanırım…
Hiç sevmesem de, ev işte… On sene öncesine kadar döneceğim anı iple çektiğim ev...
Kuru buğday tarlalarının sonunda küçük bahçeli, günde bir kez suyu akan; duvarları sapsarı kerpiçten eski bir ev…
Köhne, dökülmüş, boş bir ev…
Bomboş bir ev…
On sene… Bomboş ve yalnızlık içinde geçen koca on sene. Artık hayal etmeyi bile unuttum.
Gözlerimi açmayı, derin ve içimi temizleyen bir nefes almayı, sevmeyi, sevilmeyi, yaşamayı hatta ölmeyi bile unuttum.
Gülen bir yüz görmeyeli o kadar çok oldu ki…
İnsanlar bana acıyan gözlerle bakıyor. Kimisi mecnun diyor, kimisi meczup, kimisi Koca Mehmet diyor, kimisi hiçbir şey demiyor, yüzüme bile bakmıyordu.
Bana en çok koyan da, anaların çocuklarını benden kaçırması. Bana bir tek onlar yaklaşır onları da anaları kaçırırdı.
On sene oldu…
Tam on sene. Ölümünün üstünden geçen on sene… Neleri alıp gitti benden, neleri çaldı benliğimden.
On sene geçti ama acısı hala sımsıcak kanar yüreğimde. Oysa birlikte yapmıştık bu evi, birlikte yaşayacaktık içinde birlikte ölecektik. Öyle dua etmiştik. Öyle yemin etmiştik…
Ama bir gece; kırk derecenin içimi dondurduğu bir gece, tarladan geldiğimde, boylu boyunca yerde uzanan ömrümün tek yareninin cesedini yerde görünce, zaman kavramı anlamını yitirdi, yıkıldı dünya.
Ama neden ki? Nasıl? Hiç bir yeri kanamamıştı hiç bir yerine bir şey olmamış gibi duruyordu.
Gözleri; o gece karası gözleri, parıl parıl bana bakıyorlardı üzülme der gibi.
Ölürken bile beni düşünmüş gibi…
Yalnız dudakları sapsarı olmuştu evin kerpiç duvarları gibi sapsarı. Ve nefes almıyordu, kalbi atmıyordu.
Neden öldüğünü bilen de olmadı, anlayabilen de.
Bir sabah selasının derinliklerinde kayboldu bütün yeminlerimiz. Bütün sözlerimiz onunla birlikte toprağın kokusuna karıştı.
Hele cenazesini kaldırırken anasının bir feryadı vardı ki; sanki bütün dağlar, taşlar, kuşlar dile gelmiş çığlıklarla kızına ağlıyordu.
Kurtlar sanki kuzulara ağlıyordu.
Yer yarılmış onu bekliyordu. Saracaktı tüm şefkatiyle onu ve vermeyecekti geri. Atılan her kürekle, süzüldü kara toprak elleriyle kefenine.
Ağlamaktan kuruyan gözlerimden kan gelmeye başlamıştı.
“Yiğit gözü ağlamaz, kanar” derdi büyüklerimiz ne de doğruymuş…
Ne yapacaktım ki ben şimdi. Nasıl dönecekti dünya? Kim gülecekti de güneş doğacaktı?
Çocuklar masumluğu kimden öğrenecekti? , çiçekler kimi kıskanacaktı?...
Bitti cenaze ve eve döndüm.
Bomboş eve baktım, nerdeyse üstüme yıkılacaktı. Dünyanın geri kalanıyla birlikte… Her şey anlamını yitirmiş değersiz bir hal almıştı.
Oturdum bir kürsüye ve düşünmeye başladım. Saatlerce düşündüm, kerpiç evin sapsarı duvarına bakarak. Önce anılarımız geldi aklıma, gülümsedim hatta bazen hiç anlamadan hiç istemeden kahkahalar attım. Sonra yerde duran cesedi geldi aklıma, Bütün vücudu ölmüştü ama sanki gözleri ben ölmedim der gibi bakıyordu. O ölmeyen gözleri kapatışım geldi aklıma. Nefes alamaz oldum. Önce yüreğim başladı ağlamaya, gözlerimde fazla dayanamadı…
Artık hıçkıra hıçkıra ağlıyordum… Saatlerce durmadan, bıkmadan, usanmadan, gözümün yaşı da kanı da bitene kadar ağladım.
Artık gözlerimde fer kalmayınca, gittim yüzümü yıkadım sonra şöyle bi eve baktım birde kapıdan dışarı… Uzayıp giden ucu bucağı gözükmeyen bozkırın ortasındaki yola.
Evde kalamazdım artık…
Çıktım dışarı. Almadım hiçbir şey yanıma. Dünyanın sonuna gider gibi görünen bu yol nereye giderse oraya gidecektim belki gittiğim yolun sonunda ona ulaşırım diye….
Ama dışarıda da yollarda da aradığımı bulamayınca eve dönmeye karar verdim on yıl sonra.
Dile kolay on yıl…
Anlamsız geçen, kendimi bilemediğim, tanıyamadığım, hayat ağacımın kupkuru on dalı…
Her bir gün gözlerimin önünden geçiyordu, her biri diğerinden anlamsız günler.
Bu on yılın her bir anını düşünerek evin önüne kadar gelmiştim artık.
Kapı ardına kadar açık. Rüzgarın savurdukları dışında her şey yerindeydi kimse ne merak etmiş ne de uğramıştı demek ki…
Sapsarı duvarlar ve onun dışındaki küçük bahçe…
Onun ölü halde bulduğum yere geldim çektim kürsüyü oturdum yıllar önce olduğu gibi düşünmeye başladım. Yine o sapsarı duvarlara bakarak…
Gözlerimden sadece iki damla yaş aktı gitti o günlere ama sadece iki damla ihtiyar yaş.
O anda sağ ayağımın topuğunun üst tarafında ince bir sızı hissettim. Ayağımı savurduğumda yılan çoktan kaçmıştı bile.
Bir anda etraf kararmaya başladı. Sanki güneş yerinden düşmüş gibi. Nefesim damarlarıma girmiyordu ve damarlarımda ki kanlar sanki akmıyordu. Boynumdaki bütün damarlar deriyi yırtacak gibiydi. Ciğerlerim patlamak üzereydi ve bu bütün vücudma daha önce hiç tatmadığım büyüklükte bir acı veriyordu. Son olarak dudaklarıma artık hiç kan gitmiyordu gittikçe sararıyordu ve rengi karşıdaki kerpiç duvarlar kadar sarardığı zaman anladım ki vakit gelmişti artık. Yıllardır dışarıda aradıklarım, aslında burada onu bulduğum yerdeymiş…
Bir yanda tüm ihtişamıyla Ölüm meleği; o kadar güzel ki… Diğer yanda on yıl önce ona emanet ettiğim karım … Beraberce geldiler ve beni bedenimden ayaklardan başlayarak çekip aldılar yanlarına…
Yorum (yok) Yorum yaz!
Babam
30/5/2008 ·
Koşarak eve geldim.Her seferinde olduğu gibi 3 kere yumrukladım kapıyı ve bağırdım:
-Anneeeee…..
Annem söylene söylene kapıyı açtı.
-Ne bağırıyosun açtım işte!
Koşa koşa odaya gittim.Üstümdeki önlüğü sıyırıp bi kenara atar atmaz,mutfağa sofranın başına geldim.
Annem her zamanki gibi muhteşem yemekler yapmıştı.Hemde en sevdiklerimi makarna ve yayla çorbası.Annem “Bismillahla” başla demişti ama ben ooleey le başladım yemeğe.
Gülümsedi “şımarık seniii” deyip yanağımdan öpücük aldı.
-Ne yaptınız bugün bakayım okulda?
-Ya anne;ben bu öğretmeni anlamıyorum hep beni kaldırıyo tahtaya çözemeyince de kızıyo
Ben mi dedim gel beni tahtaya kaldır diye,halla hallaaaa…
-Bak sen eşek sıpasına büyümüşte öğretmenine laf ediyo.Ye bakim yemeğini sen.Yemekten sonra ders çalışıcaz senle.
Benim itiraz etmeme kalmadan kurtarıcım zili çalmıştı…Babam...
Babaaa diye bağırarak koştum kucağına atladım.
-Yemekten sonra boğuşalımmıııı
-Dur hele bi soluklanayım.
Annem olmaz desede planım tutmuştu yemekten sonra babamla boğuştuk,
ama aneminde planı varmış ertesi gün çıkamadım ders çalıştık.
Yarım saat çalıştıktan sonra annemin mutfağa gitmesinden istifade hemen attım kendimi dışarı,çocuklarla ne zamandır top oynamıyodum.
-Memeeeettt..Bakkalın önünde yapalım maçı orası düz,arabada geçmez hem.
-Tamam,hadi gideliimm.
Ben forvet oynuyordum,Mehmetse sağ kanatta çok güzel anlaşıyorduk
Bir anda gelen topa öyle bi vurdum ki kaleci topu göremedi bile.Ama elektrik direği olan kale direğimize çarpıp Tevfik amcanın dükkanının camını kırdı.Bizimkilerin her biri korkup topuklamıştı bile…
Özür dilemeye gidiyordum ki,Tevfik amca elinde sopayla çıktı dışarı üzerime geliyordu,
“Kim yaptı” diye bağırdı.
-Amca ben..Özür dilerim istemeden oldu.
Dedim ama ne çare yüzüme yediğim tokatın acısıyla yerde kıvranırken o elindeki sopayla,camının intikamını kemiklerimden almaya çalışıyordu.
Sonra biriki tane insaflı adam gelip kurtardılar beni.
Aksaya aksaya eve koştum.Yüzüm,gözüm kan içindeydi.
Kapıyı babam açtı,beni görünce hayretler içinde kaldı.
Sadece
-Noldu? Diyebildi.
Bende olanı anlattım.
Sonra sen bekle deyip gitti.
…..
Tevfik amcanın dükkanına gelene kadar babam tek kelime etmedi ama hayatımda onu hiç bu kadar sinirli görmemiştim.
İçeri girdi;babam bağırmaya başladı,
-Sen nasıl bi insansın,insan yapar mı bunu,hiç mi acımadın,ne adi adamsın sen.
Tevfik amca elindeki işi bırakıp babama döndü
-Düzgün konuş,asıl sen nası bi adamsın çocuğunu böyle yetiştirmişsin,bak şu camın haline.!
-Neyse parası verirdik bunu mu yapmalıydın.Yüzünü gözünü parçalamışsın çocuğun.
Tevfik amca birden bağırmaya başladı.
-Senin üç kuruşuna mı muhtacım lan ben,
Sen kaç kuruşluk adamsın ki…
Adam olup sen terbiye verseydin çocuğuna benden önce.
-Oğlumun senden terbiyeli olduğu kesin!Bi cam için yaptığına bak.
Tevfik amca artık kükrüyordu;
-Kes sesini defol git lan.Allah’dan bulmuşsun zaten bi de benden bulma…
…..
Babam durdu,bi Tevfik amcaya baktı,bir;yanından ayrımadığı gömleğinin cebinde duran,gazilik madalyasına
;bir de;dizden aşağısı olmayan bacaklarına…
Hiçbirşey diyemedi…
söyleyeceği bişeyler vardı ama hepsi boğazında yutkunamadığı bir yara gibiydi.
Sonra tekerlekli sandalyesinin tekerlerini ittirerek dükkandan çıktı.
Kendisi dönüp arkasını,
sürüdü tekerleklerini boş sokağın kaldırımlarına,
Pervasızcasına,
sürdü çaresiz gözyaşlarına
Ve ;
Ağladı,
ağladı,
ağladı…
Yorum (yok) Yorum yaz!
Şehit
26/4/2008 · Kategori: Yazarlar
ŞEHİT
Kasabamız bir şehitle daha şereflendi…
Hepimiz sokaklardaydık…
Cenazeye Tanıdığım tanımadığım herkes gelmişti kasabada.
Karım ağlıyor,çocuklarım ağlıyor herkes ağlıyordu..Annem ağlıyor artık bende dayanamıyor ağlıyordum..
Bütün kasaba gelmişti şehidi uğurlamaya;Bakkal Enver,Ramazan eniştem,Köse Mehmet…hatta Almanya’daki kardeşim Salih bile gelmişti.
Tüm bu görüntü bir anda bana ölümün nasıl birşey olduğunu düşündürmeye başladı.
O tabutta giden ben olsaydım...?
Şehit olmak güzel şeydi mutlaka ama
Karım ne yapacaktı?
Ne için ağlayacaktı?
Şehit olduğum için gururdan mı..?
Ben öldüğüm için bana üzüldüğünden mi?
Yalnız kalacağından mı?
İki çocuğun sorumluluğuyla ne yapacağını bilemeyeceğinden mi ağlayacaktı..?
Ayşem çok iyidir,sabırlıdır,sebatlidir,metindir ona her zaman güvenirim ama bu kadar yük ağır gelmezmiydi?
Çocuklarım ne yapardı?Daha çok küçükler.. Minicik kalplerine bu yaşta bu kadar acı….
Meleğim henüz 5 yaşında,muhtemelen pek bişeyden haberi olmayacaktı şu anda olduğu gibi annesinin gözyaşlarına ortak olurdu sanırım.Canım meleğim.
Mustafamsa 12 oldu bir ay önce.İlk o öksüzlüğü iliklerine kadar hissedecekti.
Duyduğu her baba sözü onun bağrını yakacak,boğazında kocaman bişey düğümleyecekti.
Ve biliyorum ki ağlamayacaktı.Çünkü babası kahraman,şehit olmuştu…Ama gözlerinin önünde dışarı akıtamadığı bir hüzün damlası birikecekti.
Aslan oğlum…
Ya annem nasıl olacaktı?Annem bensiz nasıl yapabilirmiydi?
Salih de,Almanyaya gitti gideli beni gözünün önünden ayıramaz olmuştu.
Hemen üst katımızdaki evinin balkonuna benim işten çıkış saatimden önce oturup,benim sokağın başından geldiğimi görene kadar meraktan kendini yiyen anamın korktuğu başına gelse napardı?Nasıl dayanırdı?
Dayanamazdı ki…
Babam?
Babamı biliyorum aslında.Koca çınar..İhtiyar delikanlı..
Yaşlı yüreği tekleyecekti belki ama o gururludur,sabırlıdır..
Şu şehidin karşısına çıktığı gibi çıkacak,
Esas duruşa geçip selam çakarken gözünden akan iki damla yaşla boğulurken
“Oğlum bugün nekadar yakışıklısın” diyecekti.
Sonrada dizlerindeki derman tükenene dek,sebatlı görüntüsüyle esas duruşunu bozmayacaktı…
Peki ya ben ne yapacaktım ki…?
Allah katında çok büyük bir mevkiye çıkmış olacaktım fakat ya geride kalanlar.Günahlarım belki affedilir ama ya kul hakları,borçlarım..
Bakkal Enver’le daha ben göreve gitmeden önce tartışmıştım.
Banada şu askerin arkasından bağırdığı gibi “Helal Olsun” kardeşim dermiydi?
Çocuklarıma,karıma,anama,babama karşı sorumlulukarımı yerine getirebilmişmiydim…
Bu düşünceler içimi derin bir kederle kaplarken,Cenazenin gömüleceği yere gelmiştik.Hepimiz esas duruşa geçtik.
Cenaze mezara konuyor ben biraz daha hüzünleniyordum.
Sanki;sevdiği,sevmediği herkese veda eder gibiydi.
Sanki O da esas duruştaydı ve sanki benim ona baktığım gibi o da bana bakıyordu…
İnsanlar üzerine toprak döküyor benim içimdeki hüzün bir tümör gibi her yanımı kaplıyordu.
Sanki her kürek toprakla bende onunla birlikte uzaklaşıyor gibiydim…..
Artık anamın takati kalmamış kenarda oturuyor.Babam ve bense esas duruşta hala selam vaziyetindeydik.
Son kürek toprak atılmak üzereydi ki aniden içimden babamın elini öpmek geldi.
Babam eline kondurduğum öpücüğü hissettikten sonra daha da çok ağlamaya başladı ama duruşunu bozmadı beni görmüyordu bile….
Cenaze töreni bitmişti…
Herkes evine gidiyor babam ve ben bekliyorduk.Herkes mezarı gözyaşlarıyla suladıktan sonra dualarla evlerine dağıldılar.
Sadece babam ve ben..
Babam;
-Oğlum artık gidiyorum hakkını helal et.
Dedikten sonra dizlerinde kalmayan dermanla 10 adım geri gittikten sonra arkasını dönüp yürümeye başladı.
Bense hayret ve acı içerisindeydim.Hiç gücüm kalmamıştı.Yere yığıldım…
Babama seslendim.”Baba bekle!” diyorum duymuyor.
“Beni niye bıraktın” diyorum, cevap vermiyordu…
…
Son bir gayretle kalkayım dedim.Bütün gücümü toplayıp belimi doğrulturken,kafam bir taşa çarptı.
Mezar Taşına…
Şehit meğer benmişim…
Bir anda etraf yemyeşil oldu.Çiçeklendi…
Bembeyaz nurdan Münker ve Nekir gülümseyerek yanıma geldi.
-Ben Şehit miyim?
Dedim.
-Evet.
Dediler.
-Peki ozaman ben nasıl ordaydım?Nasıl oldu da o kadar insanı gördüm?Onlara dokundum.Onlarla ağladım.Onlarla uğurladım.
Bu nasıl oldu dedim?
-Sen şehit oldun…
Şehitler Ölmez. Bilmezmisin???
HakanBey
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
Yürüdüm
7/10/2007 · Kategori: Yazarlar
Ben bir sokak çocuğuyum.. hani şu yüzü,gözü kapkara kirlenmiş olanlardan….Sokaklarda çoğu zaman dilenci zannettiğiniz,çöp karıştıran çocuklardan…
Ne bir arkadaşım oldu şimdiye kadar ne de güvenebileceğim başka hiç kimsem.Anamı babamı hiç sormayın zaten.Babam içki ve kumar yüzünden mahvetti bizi.
Bunları öğrendiğimde daha on yaşındaydım,çocuk kalbi neymiş bilemedim ve üç-dört yıldır da sokaklar benim,ben sokaklaraım.
Bir barakam var,ufak,terk etmişler neyse ki ne soran var ne karışan,çöplerden bulduğum şeylerden yaptığım barakam kokuyor biraz ama olsun sonuçta sağa ait olması güven veriyor.Az kavga etmedim bura için haftada bir,birisi el koymaya çalışır;bıçağımı,sopamı kaptığım gibi üzerine çullanırım.İnsanın uğruna kavga edebileceği bir şeyi olması hiç kavga etmemesinden iyidir yine değil mi?..
Zaten başka neyin dövüşünü vereceğim…Ha birde o var,birkezde onun için gavga ediktim..Adını bile bilmediğim bi kız için..
Hala yediğim dayağın izleri durur vücudumda.
İyi hatırlıyorum,bir mahallede çöpleri karıştırıyordum,işe yarar bişey bulurmuyum diye,o anda baktım karşıdan biri geliyor.Görür görmez heycandan düştüm.Hemen kalktım elimi yüzümü silmeye çalıştım,ama nedim artık kapkara olmuşum pislik akıyor her tarafımdan,hiç o kadar utanmayıştım .Annem olsa beni yıkardı temizlerdi.. …O yaklaşıyordu ben kızarıyordum.Geldi geçti yanımdan sırtında çantası vardı.Okula gidiyordu heralde,hala gülümsemesi aklımdan çıkmıyor.
Ertesi gün yine gittim o mahalleye ve o sokağa,eğer okula gidiyorsa yine gelmesi gerekiyordu.Beklemeye başladım bana on saat gibi gelen on dakika sonra göründü sokağın başından…Bugün iyice temizlenip gelmiştim.Her ne kadar yağan yağmur saçlarımı bozsada.. saçlarımı bile taramıştım.Olur ya belki tanışırım diye.İnsanız..,umut dünyasında yaşıyoruz sonuçta.
Ne güzel yürüyordu,sokağın ortasına kadar gelmişti ki benim gibi yüzü gözü kapkara çocuk çıktı üç dört tane,ona yaklaşıp çantasını istediler vermek istemeyince hırpalamaya başladılar hemen koştum,cebimden can dostum çakımı çıkartım saldırdım.Bi tanesini ayağından diğerini omzundan yaraladım onu bırakıp beni dövmeye başladılar.O arkasına bile bakmadan kaçarken ben eşeğin sudan gelmesini bekliyordum.Kız kaçmıştı ve beni dövmekten yorulmuşlardı artık,bırakıp gittiler benim her tarafım kan içindeydi.O kadar da temizlenmiştim.
Yürümeye başladım,sokağın sonuna gelmiştim ki baktım orda duruyor.Yanıma geldi,teşekkür etti.Konuşması da kendisi kadar güzeldi..
Dünya benimdi ilk defa böyle oluyordum,nefes almak,alamamaktan daha zordu,heyecandan konuşamıyordum.
Tanışmıştık…En azından arkadaştık heralde,zaten daha öte ne olacak ki?Yinede seviyordum..
Biz konuşurken arkadaşlarıda geldi.Ben beni arkadaşlarıyla tanıştırır mı diye düşünürken heycanla arkadaşlarına benden bahsetmeye başladı
-hey,bakın çantamı kurtaran Dilenci bu…
O an tüm gururum yıkıldı,yüzümdeki kurumuş kanlara,gözyaşlarım karışmaya başladı ve yürümeye başladım,nereye ve neden yürüdüğümü bilmeden sadece yürüdüm…Yağmurun soğukluğuyla,çakımın sıcaklığıyla sadece yürüdüm….
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
« Önceki ::
